DMT Hormonu : Ruh Molekülü ve Üçüncü Göz


İnsanın içinde yatan ama insanın kullanmaya tam olarak vakıf olamadığı muazzam güç. Descartes göre: Madde ve maneviyatın, ruh ve vücudun buluştuğu sihirli bir alan. Birçok inançta ve antik metinlerde geçen, kadim bir bilgi. Mitolojik bir şeyden bahsetmiyoruz Ruh molekülü derken. Tam aksine tıbbın araştırdığı somut bir şeyden söz ediyoruz. İnsanın içinde doğal olarak bulunan ama insanoğlunun tam olarak çözmeye vakıf olamadığı muazzam bir güç bu. Pineal gland yani Kozalaksı yapı olarak da bilinen, epifiz bezi ve onun tarafından salgılanan Dimethyltryptamine: DMT hormonu konumuz.

DMT Hormonu nedir?

DMT hormonu (Dimethyltryptamine) insan denen organizmada en çok uyurken ve ölürken salgılanan bir hormondur. E ne var bunda? Vücudumuzda bir sürü hormon salgılanıyor zaten diyebilirsiniz. Ama aşağıda yazılanları okuduğunuzda, bu hormonun diğerlerine hiç benzemediğini ve muazzam potansiyelinin sizi hayran bırakacağını göreceksiniz.

DMT hormonu öyle bir şey ki; kitaplara, filmlere konu olmuş ya da ilhamını tam da ondan almış, diğer adı Ruh molekülü olan bir hormon ve beynimizde Pineal Gland(Kozalaksı yapı) yani epifiz bezi gibi minicik bir parçadan salgılanıyor.

DMT Hormonu sadece insanlarda mı var?

DMT hormonu sadece insanlarda değil, yeryüzünde yaşayan tüm organizmalarda var. Bitkiler DMT’yi sentezleyebiliyor da üstelik. Burada bu hormon için gizemli sıfatını da kullanmamız gerekecek. Bir hormon gizemli olur mu demeyin çünkü, neden sadece insan da değil, yaşayan tüm organizmalarda bu kadar çok bulunduğu ve işlevinin tam olarak ne olduğu, bunca araştırmaya rağmen hala gizemini koruyan bir fenomen. Bu hormon aslında yeryüzünde var olan tüm canlıların dudaklarını bile kıpırdatmadan konuşmasını sağlayan kadim bir lisan. Bu lisanla her şeyle, özellikle doğayla etkileşime girebiliriz. Tek sorun: Şifresini kırabilmekte.

DMT Hormonu evrimleşme sürecinin bir parçası mı?

Bu kadar güçlü etkilere sahip DMT hormonuyla insanların nasıl zarar görmeden yaşayabildiğini henüz açıklayamayan bilim insanları insan beyninin böylesi muazzam bir yapıyı nasıl oluşturabildiğini ve onu tam olarak kontrol edebildiğinde neler olabileceği üzerinde çeşitli tıbbi çalışmalarını sürdürüyor. Bu tesadüfen oluşan bir yapı mı? Yoksa orada olmasının bir amacı mı var? İnsan hemen şu sözünü hatırlıyor Albert Einstein’ın; ‘’Tanrı zar atmaz.’’
Canlıların geçirdiği ve geçirmeye devam ettiği evrimleşme sürecinde, önemli olan tek şey: hayatta kalabilmekti ki; en güçlü dürtümüz hala hayatta kalabilmek. Bu süreçte tüm canlılar ortak bir dil geliştirdi. Hayatta kalabilmek ve evrimleşme sürecini bir uyum içinde tamamlayabilmek için gereken bir dil. Bu özelliğiyle DMT hormonu sanki özellikle insanoğlu için özel olarak yaratılmış bir hormon. Uzun ve maceralı insanoğlunun evrim yolculuğu daha henüz bu süreci bitirmiş değil. Bu devam eden bir yolculuk ve anlaşılan Kozalaksı yapı-Pineal Gland yani minicik epifiz bezinden salgılanan bu gizemi tam olarak çözülememiş DMT hormonunun çok önemli bir vazifesi var bu süreçte.

DMT Hormonu ne işe yarıyor?

Bu kadar önemli olduğunu anlatmaya çalıştığımız DMT hormonu ne işe yarıyor diye soruyor olmalısınız. Öyle ya bu denli gizemli ve üzerine birçok şey söylenen bu muazzam güç potansiyeline sahip DMT bir işe yarıyor olmalı. DMT hormonunun varlığı, sadece doğum, ölüm ve rüya anlarında salgılanıyor oluşu bile muhteşem bir işleyişin görünebilen minik bir yüzüyken ve bu haliyle bile bilim insanlarını heyecanlandırıyorken, etkileri de muhteşem olmalı değil mi? Yapılan klinik deneylerden elde edilen veriler, kişiye göre ufak tefek farklılıklar göstermekle beraber hep aynı sonuçları veriyor: Zamanın algılanmasında farklılık ve farkındalık, görünen maddi dünyanın ötesini görebilme gücü. İnsanların ve var olan her şeyin birbirinden kopuk değil birbirlerine bağlı olması. Zihnin sımsıkı kapalı kapılarının ezber bozan bir rüzgârla savrularak açılması ve algıların ötesinde bir dünyayı yepyeni gözlerle görebilme kabiliyeti.

Kozalaksı yapı(Pineal gland) DMT ve Mistisizm

DMT hormonu uyku, doğum ve ölüm anında en fazla salgılanan hormondur aynı zamanda aşırı stresli ve gergin durumlarda da bu hormonun salgılandığı bilim insanları tarafından ortaya çıkarıldı. Peki, DMT hormonu ve kozalaksı yapı gibi bilim çevresinin araştırma konusu olan böylesi bir konunun mistisizmle ne alakası olabilir? Mistisizm ve inanç dünyası insanoğlunun zor durumlar altında yani aşırı baskıyla yüz yüze geldiğinde, ruhun insan bedenine girip, çıktığını iddia etmiştir hep. Yahudi mistisizmi bu bilgiyi çok tehlikeli bulmuş olacak ki; asırlardır bu bilgiyi sadece öğrencilerine saklar ve konunun başkaları tarafından anlaşılmaması için bir takım şifreleme yöntemiyle gizlemeyi tercih eder.

Oruç tutmak, meditasyon yapmak, bu dönemde bazı besinlerden uzak durmak, DMT hormonunun salgılanmasını sağlayabiliyor ve kişi daha yüksek bir şuur seviyesine çıkıyor. Binlerce yıllık öğretilerde insanlara anlatılmak istenen bu. Aynı zamanda Antik Mısır’da RA’nın gözü epifiz bezini simgelerken, Vatikan’ın ortasında duran Kozalak anıtı, asaların en üstündeki kozalak motifi, Antik Babil gravürlerinde tanrı ve tanrıçaların elinde gösterilen kozalak figürleri, insanlığın, çok eski zamanlardan beri, Kozalak yapı denilen epifiz bezinden salgılanan DMT hormonundan haberdar olduğunu gösteriyor. Bunların hepsi insanın 3.gözünü açabilmekle ilgili ve bazıları bunu yapabiliyor.

Ayahuska ve DMT salgılanması

Ayahuska Amazonlarda bulunan bir bitkidir. Çay olarak kullanılacağı gibi yakılan tütsünün dumanıyla da insanın DMT hormonu salgılamasına neden olur. Asırlardır 3.gözünü açmak isteyen yerliler tarafından kullanılmaktadır. Yalnız bu her önüne gelene verilen bir bitki değildir. 3.gözü açabilmek için DMT hormonun salgılanması sorumluk gerektirir ve kişinin bu deneyime her açıdan hazır olması lazımdır. Amazonda yaşayan şamanlar tarafından idare edilen törenimsi bir havada sadece hazır ve öğretilere saygılı olan kişiler; bu ayahuska denen bitkininin çayını içebilir. Bu bir eğlence değildir. Sorumluluk ve farkındalığınız yüksek olmalıdır. Özellikle belirtmemizde fayda var, Ayahuska ve DMT’nin deneyimlenmesi ile ilgili yasal yaptırımlar her ülkede farklılık göstermektedir. Amazonlarda bazı Şaman kabileleri ise yalnızca turistik amaçlı etkinlikler düzenlemektedir.

Evrenin ve doğanın bir parçası olan ama zamanla ondan koparak, kendini ondan ayrı zanneden insanların, unuttuğu doğa dilini konuşmasına vesile olan saygıdeğer bir çalışmadır bu. Şaman sizin buna fiziksel ve ruhsal olarak hazır olup olmadığınızı anlar ve ancak kendisinin denetiminde ayahuska kullanmanıza izin verir.

Tasavvuf ekollerinde ney kullanımı, Mevlana’nın üzerlik tohumu ile ilgili sözü de benzer bir şekilde değerlendirilebilir. Ney’in yapıldığı Kargı kamışı, bir çeşit bitki olan Üzerlik tohumu ve Mevlana’nın şu sözü çok anlamlıdır: ‘’Karanlığı örttü üzerlik tohumu ve gerçek ayan oldu.’’ Mevlana’nın bu sözü ile, üzerlik tohumunun üçüncü gözün açılmasını ima ettiği düşünülmektedir.

Beğendiniz mi? Öyleyse paylaşın!


Bu içeriğe tepki ver

çok iyi çok iyi
12
çok iyi
kötü kötü
1
kötü
iyi iyi
5
iyi
yok artık yok artık
0
yok artık

0 Comments

Yorum Yapın

shares